Gerçekten Yaşamak İstediğimiz Hayatı mı Yaşıyoruz?

Hayatımız doğduğumuz andan itibaren bizim çok da müdahale edemediğimiz bir şekilde yönlenir. Nasıl bir ailede doğduk, nasıl bir konumda doğduk, nasıl bir kültürde doğduk ,aile bireylerinin yapısı ve kişilikleri, birbirleriyle ve bizimle ilişkileri, aile bireylerinin sayısı ve maddi koşullarımız, sağlık durumumuz ve cinsiyetimiz vb.. bunların hepsinin bir araya gelmesi bizim geleceğimizin nasıl şekilleneceğinin referanslarıdır. Ama esasında hayat planımızın tek sorumlusu bunlar değildir. Hayatımızın şekillenmesine sebep olan sabit ve zorunlu olguları, bilinçlendikten sonra bizim ne kadar kabullendiğimiz gelecekteki hayat sürecimizi belirleyen gerçek durumdur.

Ruhsal sağlığı iyi olmayan, uzmanlara başvuran ya da başvurmayan birçok kişi istediği hayatı yaşayamadığından şikayet etmektedir. İstemediğimiz okullarda okumak, sevmediğimiz mesleği yapmak, yaşamak istemediğimiz bir yerde yaşamak zorunda kalmak, istemediğimiz ilişki ve evlilikler, istenmeyen mecburi sosyal ilişki ve dostluklar vb… Bunların hepsi esasında bizin ruh durumumuzu belirleyen olgulardır. Mutlaka ki hayatta her şey tam da bizim istediğimiz şekilde yapılanacak diye bir durum mümkün değildir.

Ama bazen de biraz çaba ve mücadele ile sahip olunabilecek isteklerimizi nedense yerine getiremeyiz. Tembellik, cesaretsizlik, yeni bir hayata geçiş ve risk alma korkusu, yeni bir şeye adım atarken onaylanamama endişesi, başarısızlık korkusu ve bunun gibi korku ve endişeler belki de çok kolay hayata geçirebileceğimiz istek ve hedeflerimizin önünde duvar oluştururlar.

Bazen de hayatımızda yeni bir şeyler yapmak, hedeflerimizi gerçekleştirebilmek için bizi onaylayacak, destekleyecek, teşvik edecek, hatta takip edecek birilerine ihtiyaç duyarız.

Özellikle Bilişsel Davranışçı Terapinin en belirgin temalarından biri;

  • Öncelikle danışanın geçmişte isteyip gerçekleştiremediği durumlarla  yüzleşmesini sağlamak, 
  • Şimdi ise burada yaşadığı hayatta hoşlanmadığı, rahatsız olduğu durumları farketmesini sağlamak, 
  • Daha sonra bunların arasında hayata geçirilme olanağı olanlar varsa bunlarla ilgili danışanın adım atmayı istemesine vesile olmak, 
  • Danışana destek olmak verdiği ödevlerle durumun devamını ve farkındalığı sağlamak, 
  • Terapi süreci devam ederken bir bakıma danışanın yaşam koçu da olmaktır.

Hayatta gerçekleştirebileceğimiz hedeflerimizden vazgeçmek ve hedeflerine ulaşabilen kişileri seyretmek yerine bir adım atmalı ve bu adımı yalnız atamıyorsak destek istemeliyiz. Çünkü istediğimiz hayatı yaşayabilmek bizim ruh sağlığımızın temel taşlarından birini oluşturur. Her şeyi değiştirme gücümüz olmasa bile hoşlanmadığımız ve değiştirdiğimiz her bir şey bizim ruh sağlığımıza büyük bir iyileştirme yapacaktır.

Ayrıca hayatı gerçekleştirebildiğimiz hedeflerimizle severek yaşayabileceğimiz bir şekilde yaşamanın bize gerek ruhsal gerek fiziksel faydalarının bilincinde bir toplum oluşmaya başladığında ebeveynler de çocuklarını yetiştirirken bu gerçeğin bilincinde olacak ve mutsuz, yaşadığı hayattan, meslekten zevk almayan ergenler gençler yerine daha mutlu daha verimli ruh sağlığı daha düzgün gençler yetişmeye başlayacaktır. Unutmayalım ki eğitimli, sağlıklı, bilinçli, kültürlü bir toplumun temelini ancak eğitimli, bilinçli, kültürlü ebeveynler sağlayabilir.

Klinik Psikolog Pelin ÖZAYDIN