Evlilik Nedir? 2 Evlilikte En Çok Yapılan Hatalar

Evlilik Nedir? 2 Evlilikte En Çok Yapılan Hatalar

Daha önceki yazılarımda evliliğin iki farklı karakterde insanın bir araya gelip kendi özerkliklerini zedelemeden ortak bir yaşam oluşturmaları olduğuna değinmiştim.

Kişiler evlenmeden önce aileleriyle ya da yalnız yaşayabilirler. Bu da birçok değişik alışkanlığa sahip olacaklarının göstergesidir. Yalnız yaşayan bir erkek normal bir gelir düzeyine sahipse evin düzeni, yemek yapma, kişisel bakımı konusunda daha özenli olabilir.

Bunun karşılığında ailesiyle yaşayan bir erkek bütün ihtiyaçları muhtemelen annesi tarafından giderildiği için evin düzeni, kişisel bakım ve düzenini kendi sağlama vb konularda daha özensiz davranabilir. Bu alışkanlıktan gelen bir erkek genel anlamda annesinden gördüğü evin düzenini sağlama durumunu eşinden bekleyecektir.

Eğer kadın çalışmıyorsa erkeğin gündüz işe gitmesi ve kadının evin düzenini sağlaması uygun bir görev dağılımıdır. Eşlerin ev düzeni konusunda yaptıkları en büyük hata beklentileri karşı tarafın yapmaya mecbur olduğu görevler olarak kabul etmektir. Erkeğin çalışması kadının evi düzenlemesi bir görev dağılımıdır fakat bir mecburiyet değildir. Erkek gibi kadın da çalışabilir, kadın çalışırken erkek de çalışıyorsa evdeki görevler uygun bir şekilde paylaşılmalıdır, erkek çalışmıyorsa gün içinde evin düzenine destek verebilir.

Erkek ve kadının kişisel bakım alışkanlıkları flört evresinde maksimum noktaya ulaşıp evlilik sonrasında yavaş yavaş irtifa kaybetmeye başlar :)

Evlilikteki en büyük yanlışlardan biri de budur. Gerek evlilikte gerek yaşamımızdaki diğer sosyal ilişkilerimizde bizimle ilişkide olan insanların, karşılarında temiz, güzel kokan, düzgün giyimli kişiler görmeye hakları vardır, bu bir medeniyet ölçüsüdür. Bakımlı olmak pahalı kremler pahalı kokular ya da malzemeler kullanmak değil, temiz bir vücut, temiz ve düzgün giysiler, taranmış bir saç, temiz dişler demektir.

Kadın ya da erkek, eşinin evlenmeden önce kişisel bakımına önem verdiğini görüp, evlendikten sonra karşısında bakımsız, temizliğine giyimine önem vermeyen biri haline geldiğini gördüğünde, bu kötü değişim sonucunda ister istemez eşinden uzaklaşabilecektir.

Unutmayalım ki, aşık olmak yada sevmek, evlenmek, sürekli dişleri sapsarı, üstü başı özensiz saçı başı dağınık, iyi kokmayan biriyle aynı ortamda bulunmak, aynı yatağa girmek, cinsel ilişki yaşamak mecburiyeti değildir.

Evlilikteki diğer hatalardan biri de iletişim problemleridir. Eşlerin birbirini dinlememesi, anlamaya çalışmaması, sürekli eleştirisel ve suçlayıcı yaklaşımlarda bulunması, problemleri uygun olmayan zamanlarda tartışmaya çalışması konuşmaların tartışmaya dönüşmesini, her konuşma tartışmaya dönüştüğü için eşlerden birinin diyalog kurmadan kaçmaya başlamasını, bu sebepten dolayı da sorunların çözülmeyip kronikleşmesini sağlar.

Evlilikte sorunlara sebep olan diğer bir davranış şekli de eşlerin birbirine özel alan bırakmamasıdır. Her zaman vurguladığım gibi evlilik bambaşka karakterde iki insanın bir araya gelip, hem kendi özel zevklerini devam ettirirken ortak zevk ve paylaşımları da oluşturabilmeleridir. İki taraf da evlilik gününe kadar yaşadıkları hayatı, alışkanlıklarını, arkadaşlıklarını, zevklerini unutmak zorunda bırakılmamalıdır. Baskıyla ve zorlanarak vazgeçmek zorunda kaldığımız yaşamımızda bizi mutlu eden şeyler, ruh sağlığımızı bozduğu gibi buna sebep olan olgulara karşı da iyi duygular beslemememize sebep olacaktır. Eğer bunun sebebi eş ve evlilikse eşten ve evlilikten uzaklaşmayla sonuçlanacaktır. Kişisel bakıma vakit bulamamak tamamen bir bahanedir, çünkü ne kadar yoğun, yorgun olursak olalım duş almak 5 dakika, diş fırçalamak 3 dakika, saçımızı tarayıp eğer bayansak acil bir makyaj yapmak 5 dakikadır. Ve herkesin hayatında kendine ayırabileceği günde 15 dakikası olmalıdır. İlerdeki yazılarımda yeni anne olup zamanı nasıl verimli kullanıp kendimize vakit ayırabileceğimiz konusunda da bilgilendirme yapacağım.

Evet, evlilikte yine en önemli sorunlardan biri de ailelerdir. Özellikle ataerkil yapıda olan erkek ailesiyle kadının çatışması, eşlerin birbirinin ailelerine yeterince empatik yaklaşamaması, ailelerin çiftlere yeterince empatik yaklaşamaması gibi durumlarda aile içi huzursuzluk çok fazla oluşmaktadır. Aileler evliliğin olmazsa olmazlarıdır. Bizim evlenene kadar içlerinde yaşadığımız, bizi büyüten, bizi yaşama hazırlayan, koruyan ailelerimiz evlendikten sonra da bizim ailemiz olarak kalacaktır. Evlilikte çekirdek ailemizle hem kendi ailemiz hem de eşimizin ailesi arasındaki sağlıklı dengeyi kurabilmek çok önemlidir. Eşimizin ailesi bizim ailemizden, bizden, büyüdüğümüz çevreden çok farklı bir anlayışa sahip olabilir. Bu yaştan sonra ne onların düşüncelerini ne de bakış açılarını değiştirmek imkanlı değildir. Evlilikte yapılacak hatalardan biri aynı eşimizde olduğu gibi eşimizin ailesini de kendi yaşam şeklimize, inançlarımıza uydurmaya çalışmaktır.

Burada yapılacak en doğru davranış şekli, özerkliğimizden ödün vermeden, eşimizin ailesini anlamaya çalışmak, kendimizi onların yerine koymak, rahatsız olduğumuz durum ve davranışları ben diliyle hislerimizi anlatarak onlarla konuşmaya çalışmak, asla aileler ve eşimiz arasında laf taşımamak, kendi ailemizle eşimiz arasında sağlıklı ve akılcı bir köprü olmak, eşimizi de aynı davranışa yöneltmek, eşimizin ailesiyle olan sorunları asla eşimizi aracı yapmadan kendi irademizle sağlıklı ve doğru yaklaşımlarla çözmek, çekirdek aile olarak yapımızı kaybetmeden her iki aileye de yeterince zaman ayırmak olmalıdır. Yapılacak en büyük hatalardan biri, eşimizi, ailesi ile kendi aramızda bırakıp, seçim yapmaya zorlamak, sürekli ailesini şikayet etmek, ailesine uzak durup onu da uzak durmaya zorlamaktır ki bu baskı evliliğin ilk zamanlarında eşin sürekli arada denge sağlama çabası ve ilerleyen zamanlarda da eşin uzaklaşmasıyla, sonuçlanacaktır

Şunu unutmayalım ki, evliliğinde eşi ve ailesi arasında kalan kişiler hiçbir zaman yeterince sağlıklı bir ilişki yaşayamayacak, aile içi huzursuzluk sürekli devam edecek, hem eşler hem de aileler fazlasıyla üzülecektir.

Evlilikteki diğer bir hata da eşimize karşı beklentilerimizi onun verme kapasitesinden fazla tutmaktır. Her zaman beklentilerimizi eşimizin karakterini, bu güne kadar gösterdiği tavırları, davranışları ölçü alarak belirlemeliyiz. Çünkü beklentilerimizi gerek ilgi, gerek romantizm, gerek diğer konularda çok yüksek tutarsak sonuçta bunları karşımızdakinden göremediğimizde elde edebilmek için karşımızdakini sürekli baskılayacak ve sonuç olarak bu durum sürekli tartışma ve huzursuzluğa neden olacaktır. İlişkide arzu ettiğimiz, ihtiyacımız olan yaklaşımları eşimizle yine ben diliyle, kendimizi nasıl hissettiğimizi ve nelere ihtiyaç duyduğumuzu belirterek doğru zaman ve doğru üslupla konuşmak en sağlıklı davranış şekli olacaktır.

Bir diğer problem de çocukların yetiştirilme konusudur. İki farklı bakış açısında ve farklı çevrelerde yetişmiş insanın çocuklarını da kendi bakış açılarıyla büyütmek istemeleri çok normaldir. Fakat aynı anda aynı kararda birleşemeyen ebeveynler çocukların oyuncağı olacağı gibi aynı zamanda da çocuğun kişilik gelişimine, doğru davranışları oluşturmasına da destek olamayacaktır. Burada yapılması gereken, kendi bakış açılarımızdan çok, çocuğumuz için en doğru öğretme ve yaklaşım şekillerini uzmanların desteğiyle öğrenip ortak bir davranış şekliyle tek ağızdan çocuğa öğretmek ve her şeyden önce de örnek olabilmektir.

Uzm. Klinik Psikolog Pelin ÖZAYDIN