Çocuklara Verdiğimiz Gizli Sınav Kaygısı

Çocuklara Verdiğimiz Gizli Sınav Kaygısı

Ülkemizde hiç bitmeyen bir sınav döngüsü var. İlkokul sonrası, lise sonrası, üniversite sonrası yüksek lisans için, doktora için, KPSS için…… inanın saymakla bitmez.

Çocuklarımız, gençlerimiz sürekli iyi bir gelecek elde edebilme kaygısıyla başkalarıyla yarıştırılıp duruyorlar. Bu yarışta kimse onlara ne istersin? Ne hissediyorsun? Bu yarışta olmak istiyor musun? Senin yeteneklerin ya da yapmak istediğin şey nedir diye sormuyor.

Şu anda yakındaki lise sınavlarına girecek orta öğrenim öğrencilerinin ve üniversite sınavına girecek lise öğrencilerinin durumunu biliyor musunuz?

Ben size kısaca anlatayım:

Sabahın köründe okula gidip bütün gün okulda ders gören çocuklar, okul çıkışı her gün dershane ya da etüde gidiyorlar. Dershane sonrası eve gelince yemek yiyip hemen hem okuldan hem de dershaneden verilen testleri çözmeye başlıyorlar. Testler o kadar çok ki. Yaşlarının gerekliliği olan müzik dinleme, bilgisayarda bir şeyler izleme, aileleriyle evde ya da dışarda vakit geçirme, arkadaşlarıyla sohbet etme, belki dedikodu yapma, belki eğlenme ya da spor yapma gibi aktivitelerin hiçbirine zamanları yok. Hatta inanın verilen bütün testleri yaptıklarında, yaşlarının gerektirdiği kadar saat uyumaları bile imkansız.

Arada duruma isyan edip bir şeyler yapmak isteyen çocuklar olduğunda da devreye hemen kaygılı ebeveynler giriyor: “testlerini bitirmeden hiçbir şey yapamazsın”, “iyi bir yer kazanamazsan en kötü lisede okuyacaksın, zaten o liseden üniversiteyi de kazanamazsın “, “Ayşe son testten 19 matematik yapmış sen hala 16 yapmışsın, hiç çalışmıyorsun sen”, “ bak kazanamazsan Fatma’nın oğlu/kızı gibi olacaksın beş parasız sürüneceksin, biz ömür boyu senin arkanda olamayız” , O kadar para verdik seni en iyi dershanelere gönderdik ama senin aklın havada”, gibi, gibi, gibi bir sürü kaygı verici söylem.

Peki şimdi bu bütün olanların çocuklar üzerindeki etkilerine bakalım:

Öncelikle her bireyin duygusal ve analitik zekası farklıdır. Her bireyin yetenek ve istekleri de farklıdır. “BALIĞI AĞACA ÇIKMASI İÇİN ZORLARSANIZ, ÇIKAMADIĞI GİBİ YÜZME MOTİVASYONUNU DA KAYBETTİRİRSİNİZ”. Matematik zekası çok yüksek olmayan bir çocuğu, en yüksek matematik neti için zorlarsanız, çocuk öncelikle başaramadığı için değersiz hisseder, daha sonra verilen kaygılarla kaygılanmaya başlar, motivasyonu düşer ve belki de başarılı olabileceği Türkçede de başarısız olmaya başlar. Korkuları başlar: “kazanamazsam annem babam ne yaparlar”, “herkese rezil olur muyum?”, “ okuyamazsam para kazanamam”, “aç kalabilirim”, “kimse beni sevmez”,” kız/erkek arkadaşım olmaz, kimse benimle olmak istemez”, ve buna benzer bir sürü kaygı ve korku.

Şunu bilmenizi isterim ki bu yaşlarda bir çocuğun kaygı ve korkuları, olaylara yüklediği anlamlar biz yetişkinlerin hissettiklerinden kat kat daha fazladır. Öncelikle hayatı daha tanımaya başlamamış, iş hayatını, okul hayatını, ilişki hayatını ve dinamiklerini hiç bilmeyen çocuklarımızı bu durumlara korku ve kaygıyla başlamalarını sağlıyoruz. Tabular ve korkular yüzünden evlendiğinde vajinismus yaşayan birçok genç kız, iş hayatına sosyal fobili başlayan gençler, ergenlikte yerleştirilen kaygılar yüzünden iş yaşamında en şiddetli mobbingi görse de iş bulamam korkusuyla katlanan, evlilikte şiddet görse de boşandıktan sonraki hayatın kaygılarıyla ses çıkarmayan ve buna benzer hayatı hep kaygılarla yaşayan gençler.

Peki sürekli sınav öncesi kaygıyı yaşattığımız, başkalarıyla karşılaştırdığımız, çocuklarımızın kaygılarına değindik, bir de duygularına ve negatif inançlarına bakalım;

“Ben çok başarısız biriyim, hiçbir şeyi beceremiyorum”, “aptalım ben zekam, arkadaşlarımdan daha düşük”, “benim için o kadar para verdiler aileme layık olamadım”, “hiçbir zaman güzel bir hayatım olmayacak, ilerde de başarısız olacağım”, hayat çok zor bu hayatta kalmak mantıklı değil” ve bunun gibi bir çok düşünce.

Ve biliyor musunuz, bu kadar kaygının sonunda OKB, Panik Bozukluk, Sosyal Fobi, Kişilik Bozuklukları yaşayan birçok genç ortaya çıkıyor ve sayıları hiç tahmin etmediğiniz kadar fazla maalesef. Bu yüzden aman benim çocuğuma olmaz demeyin….

Sevgili ebeveynler hiçbir başarı, hiçbir sınav, hiçbir okul bir çocuğun bu kaygılarla, bu hislerle, bu negatif düşüncelerle hayata devam etmesine değmez. Çocuklarımızı ancak sevgiyle, ilgiyle, örnek olarak, iyi hissettirerek motive edebiliriz. Sınav mı var, tabi ki çalışacaklar ama aynı zamanda dinlenecekler, uyuyacaklar, etkinlikler yapacaklar. Sizde bunları yapmaları için onlara alan yaratmalısınız, teşvik etmelisiniz, birlikte baskılamadan zaman yönetimi planlamaları yapmalısınız, sınav sonrası B planları oluşturup ( şu okul olmazsa bu da olur, bak bunlarda düşük puanlı okullar ama bunlara girersen de güzel bir çalışma ve takviyeyle güzel bir üniversite kazanabilirsin, düşük puanlı bir bölüm yazıp notlarını yüksek tutarak yatay geçiş yada çift anadal yapabilirsin gibi), çocuğun sınava daha az kaygıyla ve alternatiflerle katılmasını sağlamalısınız. Çocuklarımız bizim geleceğimiz, yaşayamadığımız hayatları, üzerlerinde deneyeceğimiz, bir türlü baş edemediğimiz kendi kaygılarımızla hasta edeceğimiz, bütün hayatlarını kontrol edeceğimiz kölelerimiz değil. Onlar da insan, onlar da birey, bizler gibi istedikleri yemeği yemeğe, uykuları gelmediğinde uyanık kalmaya, bir şey seyretmek istediklerinde çok olumsuz bir program değilse seyretmeye, istedikleri mesleği seçmeye, yeteneklerini keşfedip onlara yönelmeye, bazen sadece sessiz ve sakin bir müzik dinlemeye ve bunun gibi insani ihtiyaçlarını gidermeye sonsuz hakları var.

Uzm. Klinik Psikolog

Pelin ÖZAYDIN