Nedenleri Nedir?

Nedenleri Nedir?

Nedenleri Nedir?

Duygudurum Bozukluklarının nedenleri günümüzde biyolojik ve psikososyal olarak iki ana başlıkta incelenmektedir. Bu etkenlerin birbirini etkileyerek bozukluğa yol açtıkları düşünülmektedir. Hastalar dikkatle incelendiğinde, Bipolar tipte çökkünlük ve taşkınlık nöbetlerinin oluşunda, öncelikle başlangıçta, psikososyal etkenler hastalığın ortaya çıkmasında belirgin etken olarak yorumlansa da, zamanla birçok hastada nöbetlerin açık psikososyal etken olmaksızın kendiliğinden ortaya çıkabildiği görülmektedir. Taşkınlıkta ( manide ) ve yineleyici ağır çökkünlüklerde biyolojik etkenlerin daha büyük rol oynadığı kabul edilir.

BİYOLOJİK NEDENLER;

Kalıtımsal Nedenler, Biyolojik Aminler, Beyinde Yapısal Bozukluklar ve Uyku Bozuklukları yer almaktadır .

Kalıtımsal Nedenler:

Aile ve kalıtım araştırmaları duygudurum bozukluğu olanların birinci derecede akrabalarında hastalanma riskinin belirgin olarak yüksek olduğunu göstermektedir.

Yineleyici çökkünlük geçiren hastaların birinci derece akrabalarında hastalanma riski genel nüfustaki riske göre iki üç kat yüksektir. İkiuçlu ( bipolar ) bozukluk gösterenlerde ise risk bunun da iki katıdır. Tek yumurta ikizlerinde eşhastalanma oranı ( concordance ) % 40- 50 arasında bulunmuştur.

Kendler ve arkadaşlarının ( 1992 ) 1033 çift kadın ikiz üzerinde yapılandırılmış görüşmelerle elde edilen verilerine göre Majör Depresyon için yaşam boyu prevalans oranı % 12 – 36 arasında değişmektedir.

Öztürk ( 2002 )’e göre; hastalığın kalıtımla geçiş olasılığı % 21- 45 bulunmuştur. Bu sayılar arasındaki büyük farkların depresyon tanımlanmasına bağlı olabileceği bildirilmektedir.

Çocukluğunda biyolojik ana- babadan ayrılarak evlat edinilmiş olan ve affektif bozukluk geçiren kişilerin biyolojik ana-babalarında benzer hastalığın görülmesi olasılığı bu kişileri evlat edinenlere göre çok daha yüksektir.

Sullivan ve arkadaşları ( 2000 )’ na göre; epidemiyolojik veriler, aile ve ikiz araştırmaları duygudurum bozukluklarında kalıtımın önemli rolü olduğunu göstermektedir.

Biyolojik Aminler:

Duygudurum Bozukluklarının patofizyolojisinde en çok üzerinde durulan biyolojik aminler norepinefrin ( NE ), dopamin ( DA ) ve serotonindir ( 5HT2 ). Depresyonda genel olarak NE, DA, 5HT2 düzeylerinde düşmeden, manide ise artıştan söz edilmektedir.

Beyinde Yapısal Bozukluklar:

Son yıllarda beyin görüntüleme yöntemlerindeki büyük gelişmelerle mani ve depresyonda beynin ayrı bölgelerinde olabilecek değişikliklerle ilgili araştırmalar artmıştır.

Bipolar Bozukluk gösteren hastalarda MR ile yapılan incelemelerde subkortikal bölgelerde kanlanma değişiklikleri izlenimi veren aşırı yoğunlaşma alanları olduğu bildirilmiştir.

Uyku Bozuklukları:

Major Depresyon Bozukluğu’nda özellikle uyku EEG’sinde bazı değişiklikler gözlenmektedir. REM latansında kısalma, uyku başlangıcında REM yoğunluğunda artış, ilk REM periyodunun uzaması, uyku başlangıcının gecikmesi ve delta uykusunun azalması gibi değişiklikler görülür. Özellikle REM latansındaki kısalma depresyona yatkınlık olarak ele alınmaktadır.

PSİKOSOSYAL NEDENLER

söz konusu olduğunda ise; önemli ekonomik sorunlar, aile bunalımları, iş yaşamındaki çatışmalar ve doyumsuzluklar, emeklilik, iş yitimi, sevgi nesnesinin yitimi, benliği örseleyen, inciten, onur kırıcı durumlarla karşılaşmak ve daha nice psikososyal olay gerçek duygulanım bozukluklarının ortaya çıkmasında ve süregenleşmesinde büyük rol oynar.

Tüm bu sebeplere ek olarak; yaşam olayları, hastalık öncesi ( premorbid ) kişilik, psikoanalitik kuram, benlik ( ego ) psikolojisi, bilişsel ( kognitif ) kuram ve davranışçı kuram da psikososyal nedenler arasında oldukça önemli bir yer almaktadır.

Yaşam Olayları:

Yaşam olayları ve çevresel stres etkenlerinin duygudurum bozukluklarında özellikle ilk atakta etkili oldukları, nörotransmiter düzeylerinde değişikliklere neden olarak daha sonraki ataklara yol açtığı düşünülmektedir. Ayrıca erken yaştaki kayıp ve ayrılıkların ileriki yaşlarda depresyona yatkınlık oluşturduğundan söz edilmektedir.

Hastalık öncesi ( premorbid ) Kişilik:

Hastalık öncesi kesin bir kişilik tipi belirlenememesine karşın oral bağımlı, obsessif kompulsif ve histrionik kişilik özelliği olanlarda depresyona eğilim olduğu düşünülmektedir.

Psikoanalitik Kuram:

Psikoanalitik kurama göre depresyonda bir sevgi nesnesi kaybı söz konusudur.Yaşamın erken dönemlerinde bozuk anne - çocuk ilişkisi nedeniyle sevgi nesnesine karşı ikili ( ambivalans ) duygular ( sevmek- nefret etmek gibi ) gelişmiştir. Sevgi nesnesine karşı olan ikili duygular kişinin kendisine yöneltilir. Böylece kişinin özsaygısı azalır, kendini değersiz ve suçlu görmeye başlar, depresyon oluşur.

Benlik ( ego ) Psikolojisi:

Bu kurama göre benliğin üç alanda özsever (narsisistik) amaçları vardır. Bunlar; değerli ve sevilen biri olmak, güçlü ve üstün olmak, iyi ve seven biri olmaktır. Eğer yaşamda bu istekler gerçekleştirilemezse benlik kaygı ve çatışmaya girer. Bu özsever engellenme sonucunda özsaygı düşer ve depresyon gelişir.

Bilişsel ( kognitif ) Kuram:

Çocukluk çağında yaşanan deneyimler bazı temel düşünce ve inanç sistemlerinin oluşmasına neden olur. Oluşan bu şemalar kişinin erişkin yaşamında kendine ve dünyaya bakışını ve davranışlarını biçimlendirir. Herhangi bir yaşam olayında bu gizli kalmış şemalar alevlenir. Ortaya olumsuz otomatik düşünceleri çıkarır. Bunlar; dünyaya, kendine ve geleceğe karşı olumsuz üçlü olarak tanımlanır. Bu olumsuz bakış sonucu depresyon gelişir.

Davranışçı Kuram:

Erken yaşam dönemindeki deneyimlerle kişi çeşitli davranış biçimlerini öğrenir ve kendi yaşamında uygular. Bu kurama göre depresyon öğrenilmiş çaresizlik durumudur.