Aile Danışmanlığı Nedir?

Aile Danışmanlığı Nedir?

Aile danışmanlığı, Aile Yasası (Family Law Act) çerçevesinde verilen danışmanlık hizmetine denir. Aile danışmanı, ilişkiler açısından sorunları olan insanların, evlilik, ayrılık ve boşanma sırasında, çocuklarla ve aile ile ilgili kişisel veya kişiler arasındaki sorunların üstesinden daha rahat bir şekilde gelmelerine yardımcı olmaktadır. "aile danışmanlığı" Aile danışmanlığı, incinmiş duygular, siz ve eşiniz arasındaki veya ailedeki diğer bir kişi ile olan sorunlar, yeni yaşam düzenlemeleri ve çocukların bakımı ve mali düzenlemeler konusundaki sorunlarla ilgili olabilir.

Aile danışmanlığında kişiler ailede yaşanan bir problemi, kendi bakış açılarından ortaya koyarlarken danışman, kişilerden her birinin;

  • Diğerlerini saygı ile dinlemesine,
  • Diğerlerinin bakış açısını da görmesine ve anlamasına,
  • Soruna yönelik olarak konuşmasına,
  • Diğerlerine karşı duygu ve düşüncelerini daha açık bir dille ifade etmelerine,
  • Diğerlerine karşı incitici davranışlarda bulunmamasına,
  • Diğerlerini oldukları gibi kabul etmesine,
  • Diğerlerinden beklentilerini açıkça ifade etmesine yardımcı olur.

Aile danışmanlığının (aile danışmanlık) inceleme konusu aileyi oluşturan bireyler değil; bireyler arasındaki ilişkinin, iletişimin niteliğidir. HYPERLINK "http://www.cisead.org/aile-danismanligi/aile-danismanligi-nedir.html" \o "aile danışmanı" Aile danışmanı, aile üyelerinin birbirleriyle ilişkilerinde aksayan yönleri ortaya çıkarmaya ve aile üyelerinin de bunu görmesini sağlamaya çalışır.

Aile Danışmanlığının Hizmet Alanları Nelerdir?

  • Anne - baba ilişki ve iletişim problemleri,
  • Anne - baba ile çocuk ilişkileri.
  • Çatışmalar,
  • Boşanma süreçleri,
  • Flört ve aldatma problemleri.

Aile danışmanlığının bireysel terapilerden en önemli farkı, bireyi tek başına ele almak yerine ailenin tümüne bir bütün olarak yaklaşmasıdır. Bu nedenle ailenin bir bütün olarak ele alınması sorunların çözümünü de kolaylaştırmaktadır.

Aile danışmanlığı yaklaşımında bireyin sorunu, içinde bulunduğu aile sisteminden yola çıkılarak değerlendirilir. Birey sorunlu olarak tanımlanmaz, bunun yerine aile sisteminin sorunu tespit edilir.

Bireysel terapide sadece “sorunlu” olduğu düşünülen ya da problem yaşayan birey üzerine yoğunlaşılır. Terapi, sorunu olan birey ve terapisti arasındaki etkileşimle yürütülür. Hedef bireyin değişimidir. Bireyin çevresinin değişimi ise bireyin değişimi ile gerçekleşir.

Aile danışmanlığında (aile terapisi) seanslar tek bir bireyle değil, bireyin tüm aile üyeleri ile birlikte yürütülür. Bazı durumlarda çekirdek aile üyeleri ile birlikte aileye etki eden geniş aile üyeleri de (Örnek: anneanne, babaanne, dede, teyze, amca vs.) seanslara davet edilir. Bazı durumlarda ise “sorunlu” birey yerine seanslarda ailedeki başka üyeler, çoğunlukla da anne-baba / karı-koca yer alır.

Aile danışmanlığının işlevi; aile içinde yaşanan bireyler arası sorunlar olabileceği gibi, tüm aileyi etkileyen ölüm, kronik hastalık, bir aile bireyinin evden ayrılması gibi konularda aile bireylerine destek vermektir. Aile danışmanlığının belirgin ve açık hedefleri vardır. Amacı; ailenin yaşadığı sorunların çözümünün yanı sıra aile bireylerinin birbirlerini daha iyi anlamalarını, belirgin ve esnek sınırlar çizebilmelerini sağlamayı kolaylaştıracak yeni beceriler kazandırmaktır.

Özetle aile danışmanlığı, rahat ve güven verici bir ortam sağlayarak üyelerin hem kendilerini hem de birbirlerini tanımalarına, birbirleriyle açık ve içten bir iletişim kurarak sorunlarına çözüm bulmalarına yardımcı olmaya çalışır.

Aile terapisinde amaç “hasta” bireyin iyileştirilmesi değil, tüm aileye yardım ederek aileye sağlıklı bir yapı ve işlevsellik kazandırılmasıdır. Bu doğrultuda tek bir bireye değil, tüm aileye yardım edilir, destek verilir. Bireydeki sorunun oluşumuna ve sürekliliğine katkıda bulunan aile etkileşimi ve yapısına ait sorunların çözümüne yardımcı olunur.

Aile terapisi bazen aile içinde yaşanan bir sıkıntının çözümü, bazen de yaşanan değişimlere/streslere bağlı olarak uzun vadede oluşabilecek bireysel ve ailevi olumsuzlukların önlenmesi için uygulanır.

Aile danışmanlığında inceleme konusu aileyi oluşturan bireyler değil; bireyler arasındaki ilişkinin, iletişimin niteliğidir. Aile danışmanı, aile üyelerinin birbirleriyle ilişkilerinde aksayan yönleri ortaya çıkarmaya ve aile üyelerinin de bunu görmesini sağlamaya çalışır

AİLE ve ÇİFT DANIŞMANLIĞI NEDİR?

AİLE DANIŞMANLIĞI

Aile danışmanlığı aile üyeleri arasında ortaya çıkan sorunların, tüm aile bireylerinin ya da bir kaç aile bireyinin katılımı ile aile danışmanı eşliğinde çözümlenmesi, var olan sorunların ortadan kaldırılarak aile içindeki iletişim, kurallar, roller, yakınlık, anlayış, güven, otokontrol, problem çözme gibi temel öğelerin geliştirildiği yardım sürecidir. Aile danışmanlığının amacı, aile içinde yaşanan kişiler arası sorunlar olabileceği gibi, tüm aileyi etkileyen ölüm, kronik hastalık, bir aile bireyinin evden ayrılması gibi konularda aile bireylerine destek vermektir. Aile danışmanlığının belirgin ve açık hedefleri vardır. Amaç ailenin yaşadığı sorunların çözümünün yanı sıra aile bireylerinin birbirlerini daha iyi anlamalarını, belirgin ve esnek sınırlar çizebilmelerini sağlamayı kolaylaştıracak yeni beceriler kazandırmaktır.

Tüm ailelerin yaşadıkları gelişimsel ve durumsal krizler vardır. Çocuğun okula başlaması ya da çocuklardan birinin evden ayrılması gelişimsel bir krize neden olurken, ölüm ya da aldatma gibi bir olay ailede durumsal bir kriz oluşturur.

Danışmanlık sürecinde yapılan görüşme ve uygulanan psikolojik testlerle ailenin yaşadığı sorun alanları tespit edildikten sonra, ailenin yaşadığı soruna ve ilerleme hızlarına bağlı olarak ortalama 5-10 seans süren danışmanlık hizmeti verilir. Ortalama bir seans yaklaşık olarak 90 dakika sürmektedir. Bunun yanı sıra bazı ailelere 1-2 seanslık danışmanlık hizmeti yeterli olabilmektedir. Basit bir benzetme yapacak olursak nezle olan birinin tedavisi ile zatüre olan birinin ihtiyaç duyacağı tedavi şekli ve süresi farklı olmaktadır.

Aile danışmanlık hizmeti alacağınız uzmanın bu alanda tercihen yüksek lisans (master) yapmış olması ya da aile danışmanlığı ile ilgili özel bir eğitim almış olması gerekmektedir. Bireysel terapide kişinin değerlendirilmesi ve kişiye uygulanan müdahale yöntemleri ile aile için uygulanan yöntemler bir birinden çok farklıdır. Aileyi bir bireyler topluluğu görmenin ötesinde aileyi birbiriyle etkileşim halinde olan kuralları, sınırları, beklentileri bulunan bir sistem olarak değerlendirmek ve bu doğrultuda müdahalelerde bulunmak gerekmektedir

ÇİFT DANIŞMANLIĞI

Son dönemde aile danışmanlığı gerek uzmanlar gerekse de aileler arasında popüler bir alan haline gelirken, evlenmemiş, yalnızca flört eden, birlikte yaşayan kişilerin sayısı da hızla artmaktadır. Her ne kadar aile danışmanlığı ile ortak özellikler taşısa da çift danışmanlığı, aile danışmanlığından farklı bir kavramdır ve farklı uygulamalar ve müdahaleler gerektirir. Bu nedenle çiftlerle çalışan uzmanların aile danışmanlığından farklı bir eğitim almış olması gerekmektedir.

Çift terapisi iki kişi arasında var olan problemlere odaklanır. Fakat bu problemler genelde bireysel problemlere dayalı sorunlardır. Örneğin taraflardan birinin anksiyetik (kaygılı) bir yapıda ya da öfke kontrol sorununa sahip olması eşler arasında sık sık sorunlara yol açabilir.

Çift danışmanlığında, danışman, çift arasında ki çatışma konularını ortaya çıkarıp, her bir bireyin hangi davranışların nasıl değişeceğini tanımlayarak, çiftin daha doyum verici bir ilişki yaşayabilmesi için yardımcı olabilir. Bu değişiklikleri sağlamanın bir çok yolu vardır. Bazen çift arasında ki sorunlara odaklanılması gerekirken bazen de yalnızca taraflardan birinin yaşadığı soruna (örneğin öfke kontrol sorunu) odaklanılabilir. Çift danışmanlığı, bireylere nasıl iletişim kuracakları, birbirlerini nasıl daha etkili dinleyecekleri, rekabetten nasıl uzak duracakları, nasıl ortak amaçlar belirleyecekleri, sorumlulukları nasıl ortak paylaşabilecekleri konusunda yardımcı olur. Danışma süreci bazen bireysel psikoterapi, bazen arabulucu, bazen eğitimsel, benzen de bu üçünün kombinasyonu şeklinde olabilir.

Evlilik Tipleri

Cinsel ilişkilerini geliştirecek becerileri kazanan çift, bunu genel olarak ilişkisine nasıl adapte edeceğini bilmek ister. Geleneksel anlayışa göre, duygusal yakınlık ne kadar çok olursa evlilik o kadar iyi olur. Ancak bu tamamen bir mittir. İşbirliği içinde bir evlilik tarzı yaratabilmek için, otonomi ve yakınlık arasındaki denge iyi sağlanmalıdır, yani bireysellikle çift olmak arasındaki denge. 4 tarz evlilik vardır. Sıklıklarına göre tamamlayıcı, çatışmaları azaltıcı, en yakın arkadaş ve duygusal olarak güçlü. Tabi ki bu tarzlar saf halde değildir, ancak her evlilikte bu tarzlardan biri dominanttır.

Tamamlayıcı çift tarzında evlilik: Bu tarz en yaygın olandır. Partnerler birbirlerinin ilişkiye katkılarına saygı duyarlar, her partnerin gücü ve yeterliği vardır, yine her partnerin otonomisi mevcuttur. Bu çiftler çatışmaları çözme becerisine sahiptirler. Tamamlayıcı tarza sahip çiftlerin cinsel ilişkileri de iyidir, cinselliği evliliğin olumlu ve entegre bir parçası olarak görürler. Bu tarz ilişkinin handikabı kolayca rutine ve mekanikliğe düşebilmesidir. Hayattaki diğer önceliklerin yanında cinsellik geri plana düşebilir. Cinsellik işlevseldir, ancak heyecandan yoksundur. Çift geçmişteki cinsel deneyimlerini hatırlar, muhtemelen boşalma kontrolünü sağlarken birlikte çalışmışlardır ve o günlerdeki heyecan ve yakınlığı özlerler. Evlilikteki cinsellik geçmişteki başarılarla avunmaz, çiftin birlikte zaman geçirmesi ve ilişkideki yakınlığa önem vermesi çok önemlidir. Sağlıklı bir cinsellik sürdürebilmek için, bu çiftlerin kendi cinsel sorumluluklarını üstlenmeleri gereklidir. İdeal olarak, çiftlerin her biri cinsel ilişkiyi başlatma ve istemediğinde hayır deme konusunda özgür olmalı ve iletişim için farklı yollar önerebilmelidir. Geleneksel olarak, cinselliği başlatan erkektir ve cinsellik sanki erkeğin hâkimiyetindeymiş gibi görülür. Tatmin edici bir cinsellik sürdürüldüğü sürece bu kabul edilebilir bir durumdur. Ancak sadece boşalma kontrolünü sağlayabiliyor olmak kadını tatmin etmek için yeterli değildir, ilişkideki yakınlık, içtenlik, açıklık gibi faktörleri görmezden gelmemek gerekir.

Çatışmaları azaltıcı çift tarzında evlilik: En istikrarlı olan tarzdır. Bu tür evlilikler genellikle geleneksel cinsiyet rollerine göre şekillenir, erkek evin reisidir, kadın ise evi yapandır. Bu evlilik tarzı, güçlü duygusal ifadelerden (özellikle de öfkeden) kaçınırlar, yakınlık sınırlıdır ve odak nokta aile, çocuklar ve dini değerlerdir. Güvenlik her şeyden önemlidir. Bu ilişki tarzındaki sınırlı duygusallık, erotik ifadelerin azlığına neden olur. Cinsel sorunlar da görmezden gelinir. Çift cinsel sorunlarla yüzleşmekten kaçınır. Cinselliği başlatmak ve idare etmek erkeğin görevidir. Çiftin ortak olarak zevk almasından ziyade, cinsel birleşmeye odaklanılır. Kadının da erkek gibi bir cinsel ilişkide bir defa orgazm olması beklentisi vardır. Bu tarz evliliğin bazı handikapları da vardır. En önemlisi zamanla cinsellik mekanik ve çok seyrek hale gelir. Cinselliğin az olduğu ya da hiç olmadığı evliliklerdir. Yaşlandıkça erkekte sertleşme sorunları ve cinsel isteksizlik ortaya çıkabilir, çünkü cinsellikteki odak nokta cinsel birleşmedir bu da erkeğin üzerine büyük sorumluluk yükler. Bu çiftler 40’lı, 60’lı ya da 80’li yaşlarda artık cinsel aktivitelerde bulunmayı bıraktıklarında, aslında bu erkeğin sessizce verdiği bir karardır. Erkek cinsel sorunlar nedeniyle utanır ve hayal kırıklığına uğrar ve cinselliğin bu çabaya değer olmadığına karar verir. Çatışma azaltıcı çiftler, çatışmaları aralarındaki yakın ilişkiyi ve paylaşımları geliştirmek için bir fırsat olarak kullanmayı beceremezler.

Yakın arkadaş olan çift tarzında evlilik: Bu tarz yakınlığın, kabulün, paylaşımın, sorumluluğun yüksek olduğu bir tarzdır. Bu kültürel olarak ideal bir tarz olsa da, duygusal ve cinsel beklentiler karşılanmadığında ya da çözülemeyen çatışmalar var olduğunda, hayal kırıklığı ve yabancılaşma riski vardır. Bireyler bu evlilik tarzını seçtiklerinde, zamanı ve psikolojik enerjilerini evliliği başarılı kılmak için çabalarlar. Ancak bu tarz çiftlerin çoğu için doğru evlilik tarzı değildir. Beklentiler karşılanamadığı için, bu tarz evliliklerde boşanma oranı yüksektir. Cinsellik olumlu, entegre ve yaşamsal bir kaynaktır. Cinsellik evlilik bağını güçlendirir ve onu özel kılar. Çift yatak odasında ve dışarıda birbirine dokunmaktan keyif alır. Esnek ve her iki partnerin de beklenti ve ihtiyaçlarına cevap verecek bir seks tarzı geliştirilir. Bu evlilik tarzının handikapları nelerdir? İlişki bağlılığı, bireylerin otonomilerini ve bireyselliklerini korumalarını güçleştirebilir. Hayal kırıklıkları ilişkiyi etkileyebilir. Bu çift tarzındaki en büyük cinsel handikap, cinsel isteksizliktir. Bu tarzdaki fazla yakınlık erotik duyguları öldürebilir. Eğer çift duygusal olarak çok yakınsa, cinsel taleplerde bulunmak ya da cinsellikle ilgili olumsuz duygularını paylaşarak birbirlerini incitmekten kaçınabilirler. Yakın arkadaş tarzı çiftler, cinsel sorunlar da da tatminsizlikle baş etme konusunda kendilerine güvenmezler. Birbirlerinin ne düşündüğünü veya ne istediğini açıklama yapmadan bilmelerini isterler. Tek ihtiyacımız olan şeyin sevgi olduğu kültürel bir mittir. Ancak ortada cinsel işlev bozukluğu olduğunda, sevgi yeterli olmaz. Sıcak hisler ve ilgili olmak çok yararlıdır, ancak erken boşalmanın üstesinden gelmek için ya da tatmin edici bir cinsel ilişki için yeterli değildir. Kişisel sorumlulukları üstlenmek ve yakın bir takım gibi çalışmak zorlayıcı olabilir. Kaçınma, birbirlerini zorlama, diğerini başlaması için bekleme döngüsünde sıkışıp kalabilirler. Kaçınmak sorunu büyütür.

Duygusal olarak güçlü çift tarzında evlilik:

Bu tarz evlilik tarzı en geçici ve istikrarsız, ancak en eğlenceli, keyifli ve erotik olandır. Bu tarzdaki yakınlık tıpkı bir akordeona benzer: kimi zaman çok yakın, kimi zaman çok mesafeli. Duygusal açıdan güçlü tarz çiftler, hem sevgiyi hem de öfkeyi çok yoğun yaşarlar. Bu tarz evlilik iyi gittiğinde, son derece heyecan verici ve hareketlidir. Cinselliği kendiliğinden, macera dolu, eğlenceli ve enerji dolu olarak nitelendirirler. Ne yazık ki bu en istikrarsız evlilik tarzıdır ve çoğunlukla boşanmayla sonuçlanır. Çatışmalar zamanla çok yoğun ve sık hale gelir. Bu tarz çiftler hayal kırıklığı, öfke ve çatışmalarla etkili bir şekilde baş ederler, ancak sınırı geçip kişisel aşağılama ya da saygısızlık işin içine girerse, evlilik bağı çözülür. Bu evlilik tarzında potansiyel bir takım cinsel sorunlar olabilir. En sağlıksız davranış örüntüsü, cinselliği şiddetli kavgalardan sonra barışmak için kullanmaktır. Fiziksel ya da duygusal kavgaları cinsellikten önce bir ön sevişme gibi kullanmak, çok zararlıdır. Erken boşalma ya da herhangi bir diğer cinsel işlev bozukluğu için aşamalı, adım adım bir yaklaşımın bu çift için uygun olmaması da diğer bir sorundur. Daha doğal ve özgür bir yaklaşım isterler. Eğer cinsel sorun kolayca çözülmezse, demoralize olup birbirlerini suçlayabilirler. Sorunlu cinsel yaşam ilişkinin bitmesine neden olabilir.

Evlilikler, ilişkiler her zaman başladığı gibi coşkulu ve mutlu sürmeyebilir. Bazen çiçekler gibi solup can çekişme noktasına gelebilir. Bu noktada ilişkiyi sorgulamak tekrar eskisi gibi mutlu bir birlikteliğe döndürmek için karşılıklı emek sarf etmek gerekir.

Evlilik Terapisi eşler arasında yaşanan iletişim sorunları, aldatma, güven yitimi, cinsel sorunlar gibi konularda yapılan bir terapi şeklidir. Bir terapist ve eşlerle birlikte yapılır. Haftada 1 seans(1-1,5 saat) olarak uygulanır. Sorunun durumuna göre kaç hafta süreceği uzmanla birlikte kararlaştırılır. Evlilik Terapisi eşlerle birlikte ve ayrı yapılan görüşmelerle sürdürülür. Evlilik Terapisi uygulaması içinde gerek görüldüğünde MMPI (Minnesota Çok Yönlü Kişilik Envanteri), Rorschach Testi uygulanıp sonuçlar eşlerle paylaşılır. Evlilik terapisi sosyal, emosyonel, cinsel,ekonomik gibi bir veya bir çok parametrelerde birbiriyle çatışan iki kişinin etkileşimlerini psikolojik olarak değiştirmeyi planlayan bir psikoterapi şeklidir.Evlilik terapisinde, eğitimli bir kişi, hasta çiftle terapötik bağı sağlar ve iletişim yollarıyla bozukluğu düzeltmeye, uyumsuz davranış modellerini değiştirmeye ya da tersine çevirmeye ve kişilik gelişmesini ve olgunlaşmasını özendirmeye çalışır. Evlilik Danışmanlığı sadece özel bir ailevi çatışmayı tartışması nedeniyle evlilik terapisine göre, alanının daha kısıtlı olduğu düşünülebilir. Evlilik danışmanlığı, çocuk yetiştirme gibi, aslında görev yönelimli, dişli bir özel sorunu çözmeye de çalışabilir. Evlilik terapisi, eşler arasındaki etkileşimi yeniden yapılandırmaya ve bazen eşlerin psikodinamiklerini de araştırmaya çalışır. Terapi ve danışmanlık evli çiftlerin sorunlarla etkin bir şekilde başa çıkmalarında yardımcı olmaya önem verir. En önemlisi, birliğin veya sorun çözme yaklaşımlarının kapsamlı bir şekilde yeniden yapılanmasını ya da ikisini de birleştirmeyi kapsayan uygun ve gerçekçi hedeflerin belirlenmesidir.

Evlilik terapisi, hiçbir evliliğin devamını garantiye almaz. Gerçekten bazı olgular, bir arada olmaması gereken ve birliğini sürdüremeyen eşleri gösterebilir. Bu olgularda çift ayrı yaşamanın ve boşanmayı sağlamanın zor sürecinin üstesinden gelmek için terapistle görüşmeye devam edebilir. Bu boşanma terapisi adını almaktadır.

Evlilik bozukluklarında terapinin hedefleri; evlilik terapisti her iki eşin birlikte ve bireysel olarak emosyonel gerginliğini ve yetersizliğini hafifletmek ve iyilik düzeylerini arttırmaya gayret gösterir. Genel olarak, evlilik terapisti problem çözümünde paylaşılan kaynakları kuvvetlendirerek, patojenik olanların yerine uygun denetim ve savunmaların konmasını özendirerek, hem emosyonel bozulmanın dağıtıcı etkilerine karşı bağışıklığı ve hem de ilişkinin tamamlanmasını arttırarak ilişki ve her iki eşin gelişimini ilerleterek hedeflere ulaşır.

Terapötik görevin bir bölümü de, her bir eşi evlilikte kişiliğinin psikodinamik yapısını anlama sorumluluğunu ele almaya ikna etmektir. Kişinin kendi yaşamında, eşin yaşamında ve çevredeki diğer kişilerin yaşamlarında davranış etkilerinin sorumluluğu, evlilik uyuşmazlığını yaratan sorunların anlaşılmasını genellikle kolaylaştırdığından üzerinde durulur.

Evlilik terapisi;

  1. Evlilik sorunlarını bireysel terapi çözümleyemediğinde
  2. Sorunun başlamasında eşlerin bir ya da ikisinin kesinlikle evlilik olayları ile ilişiği olduğunda,
  3. Evlilik terapisi çatışan bir çift tarafından istendiğinde, uygulanır.

Eşler arasında iletişim sorunları evlilik terapisi için yeterli bir nedendir. Bir eşin diğerince zorlandığı durumlarda, düşünce veya duygularını diğerine söylemeye çalıştığında sıkıntılı olabilir ve diğerine bilinçdışı beklentilerini yansıtabilir. Evlilik Terapisi, eşlerden her birinin diğerini gerçekçi olarak görmesini sağlayan değişime götürür.

Eşlerin cinsel yaşam gibi bir veya birkaç alandaki çatışmaları, yeterli sosyal, ekonomik, ana baba veya emosyonel rollerin kurulmasında güçlük de tedavi için bir nedendir. Evlilik Terapisti yaygın bir evlilik bozukluğunun bir semptomu olabilecek sadece bir sorunu tedavi etmeye teşebbüs etmeden önce evlilik ilişkisinin tüm özelliklerini değerlendirmelidir

EVLİLİK TERAPİSİ KİMLER İÇİN GEREKLİDİR?

  • İletişim Sorunları
  • Sadakatsizlik(Aldatma)
  • İş-Özel hayat arasındaki dengesizlikler
  • Çocukların davranış ve okul sorunları
  • Aile bireylerinden birinin kaybı
  • Aile-içi çatışmalar
  • Çocukluk dönemi travmaları
  • Yeniden evlenen çiftler
  • Evlatlık alan aileler
  • Aile-içi şiddet
  • Aile-içi cinsel taciz
  • Depresyonda Evlilik ve Aile Terapisi

Depresyonda çoğu zaman evlilik ve aile problemleri, hastalıktan önce mevcut olabilir ve patolojik olarak etkileyebilir; bazen yatkınlığı arttırabilir, düzelmeyi yavaşlatabilir.

Eşle güvenli bir ilişkiden yoksun olmak depresyonun ortaya çıkmasına sebep olduğu bilinmektedir: Ebeveyn-çocuk ve kardeş ilişkilerinin de depresyonda önemli bir etken olduğu belirtilmektedir. Depresyonlu birey ve eşin, kişisel ve ortak problemlerle baş etmesi güçtür, bu durumda birbirlerinden uzaklaşmalarına, birbirlerine yardım edememelerini sağlar, artan derecede engellenme ve karşıdakine yabancılaşma yaşamalarına sebep olur.

Depresyon, hastaların çocukları ve ana babaları ile ilişkilerini de önemli ölçüde etkiler. Depresyonlu bireyler, çocuklarıyla başa çıkmada güçlükler yaşar; şefkat ve ilgileri eksiktir, hatta onları bunalımlarının sorumlusu tutarlar. Depresyonlu kadınlar, eş ve annelik rollerinde yetersiz kalırlar. Kişilerarası sürtüşme, iletişim eksikliği, bağımlılık ve cinsel doyum azlığı bu tür evliliklerde sıktır.

Aile ve evlilik ilişkilerinde her aile üyesinin kaygıları ve savunmaları diğer aile üyelerini de etkiler veya onlar tarafından paylaşılır. Mutsuz eşler sıklıkla karşısındaki insanı çatışmada sorumlu tutar.

Depresyonlu ailelerde, evliler arasındaki duygusal katılımda azalma söz konusudur. Bu ailelerde, azalmış sevgi ifadesi, artmış eleştiricilik, suçluluk ve provokasyon doğuracak biçimde diğer eşi kontrol etme eğilim sık rastlanan bulgulardır. Bir eş depresyonda iken, iletişim tarzı da bozulmaktadır. Olumsuz rol dağılımı ve aşırı koruyuculuk söz konusudur. Çiftlerde, sıklıkla ebeveynlikte zorlanma, boş zaman faaliyetleri ile ilişkili sorunlar, ev içinde ve dışında görev yapma kapasitesinde azalma ve cinsel sorunlar göze çarpar. Suskunluklar yaygındır.

Çiftlerden her biri, diğerini olumsuzluk odağı olarak görür. Karşılıklı etkileşimler durağan, gelişmemiş ve değişime dirençlidir. Boşanma ya da ayrılmanın tek çözüm olarak görüldüğü kriz durumlarına kolayca girilebilir. Bu ailelerde karşılıklı yansıtma ve suçlama şeklinde savunma mekanizmaları kullanılır. Aile ya da evlilik terapisinin yanısıra bireysel terapi de uygulanmalıdır. Öncelikle terapi de problemlerin ortaya konması sağlanmalıdır. Her bir eşin ilişkideki bireysel ihtiyaç ve isteklerinin açıklanması, uyumsuzluk konusunda kişinin kendi katkısını tanımasını sağlamak, zorlanma ve suçlamanın azaltılması, birlikte problem çözmenin artırılması ve her bir eşin duygularını ifade etmesi ve eşinin de doğru olarak işitme yeteneğinin artırılması sağlanmalıdır.

Terapinin can alıcı noktası, bireylerin kendilerini değiştirme çabalarını desteklerken, diğerini değiştirme çabalarını da durdurmak olmalıdır.

Ayrıca eş ve diğer aile bireylerinin depresyon konusunda eğitilmesi ve bilgilendirilmesi gereklidir.

Evlilik sorunları nedeniyle terapistlere başvuruların arttığı gözlenmektedir. Bu sorunları sadece evlilikte yaşanan sorunlar olarak değil, evlilik öncesi aday eşlerin arasındaki ilişkilerle başlamakta, evliliğe hazırlık ve evlenme süreciyle artmakta, çoğu aile içinde de devam etmektedir. Evlilik danışmanlığının yanısıra eş seçimi konusunda da danışma talepleri artmaktadır.

Özellikle bizim toplumumuzda evliliklerin uyumlu ve huzurlu bir şekilde devam etmesi için çok farklı etmenlerin göz önünde bulundurulması gerekmektedir. Eşlerin uyumu kadar eşlerin ailelerinin uyumu da önemlidir. Çoğu evliliklerde eşlerin kendi aralarındaki sorunlardan ziyade, ailelerin işe karışmasıyla sorunlar başa çıkılamaz hale gelmektedir. Erkek ya da kadının kendi sorunları karşısında kararlarında bile ailesine bıraktığı ve bağımlı olduğu göze çarpmaktadır. Çok kişinin işe karışması da kadın erkek ilişkilerini daha da karmaşık hale getirmekte ve olumsuz yönde etkilemektedir. Bizim toplumumuzda aileler kız ve erkek çocuklarına farklı davranma eğilimindedirler. Bu ileride kız ve erkek çocuklardan beklenen şeyleri de farklı kılmaktadır. Kadın ya da erkeğin aile kavramına bakışını etkilemekte ve eşler ile anne babalar arasında kalınmasına sebep olmaktadır.

En önemli evlilik sorunlarından bir diğeri de evlendikten sonra evlenen kişilerin birbirini tapulu malları gibi görmeleridir. Eşlerden biri ötekini ya da ikisi de birbirini değiştirmeye, kendi düşündüğü şekilde kalıba sokmaya çalışmakta, bu olmayınca da ciddi tartışmalar ortaya çıkmaktadır. Eğitimli bireylerde bile bu duruma çok sık rastlanmaktadır.

Eşler arasındaki cinsel uyum da çok önemlidir. Bu uyum yitirilince evliliği devam ettirmek zorlaşmakta, çiftler arasında dışarıda arayışlara girilmekte ve evlilik çekilmez hale gelebilmektedir.

Eşlerin kişilikleri, hayata bakış açıları, gelecekten beklentileri de evlilik uyumunda dikkat edilmesi gereken şeylerdir. Ayrıca eşler evlenmeden önce birbirlerini tam anlamıyla tanıyamamakta ya da kişiler gerçek kişiliklerini birbirinden saklayabilmektedir. Böyle bir durumda evlendikten sonra kişilerin beklediğini bulamamasına sebep olmaktadır.

Evlilik kadar boşanma da doğal bir şeydir. İki kişi anlaşamıyorsa yapılacak şey boşanmaktır. Böyle bir durumda da kişiler birbirini kırmadan, suçlamadan olmalıdır. Mutsuz ve uyumsuz bir evlilik hem çocuklara, hem de evlilere boşanma olayından daha çok zarar verebilir. Boşanma olayı çocuklara anlayabildikleri bir dille anlatılmalı, çocuk birbirini cezalandırmak için kullanılmamalı, bu olayın onun yüzünden olmadığı belirtilmeli ve eşler çocuğa birbirlerini kötülememelidir.

Evlilik terapilerinde eşlerin birbirlerine ve evliliklerine şans vermek isteyip istememesi önemli bir konudur. Evlilik ilişkisinin düzelmesi emek ve sabır ister.Evlilik terapistleri terapiye gelen eşlere evliliği devam ettirme ya da boşanma konusunda herhangi bir telkinde bulunmamalı,kararı kişilere bırakmalıdır.Evliliğin devamı ve boşanmanın olacağı durumlarda yaşanabilecek şeylerle ilgili kişileri bilgilendirmelidir.Eğer evliliği devam ettirme kararı alındı ise birbirlerini değiştirmekten çok uyumu artıracak tedbirler üzerinde durulmalı,eşler birbirlerinin olumlu özelliklerini ön plana çıkartmalı ve bunları güçlendirmelidirler.

Evlilik öncesi dikkat edilmesi gereken en önemli şey kendini ve eş adayını tanımak, evlilikten ne beklediğini bilmek, seçilen eşle değer yargılarının uyumlu olmasına dikkat etmek ve birbirini değiştirmeye ya da özellikle olumsuz yönlerini bulup onu sürekli eleştirmeye yönelmekten kaçınılmalıdır.

ÇİFTLER NE ZAMAN EVLİLİK DANIŞMANLIĞINA BAŞVURMALIDIR?

Eşlerin evlilik ilişkileri aşağıdaki maddelerin bir kısmını ya da çoğunu kapsar hale dönüştüğünde evlilik için bir uzmana başvurulması gerekebilir:

  • Evlilikteki tek ilişki ve iletişim şekli kavgaya dönüştüyse,
  • Gereğinden fazla, şiddetli ve çözüm bulunamayan kavgalar yaşamaya başladılarsa, diğer bir değişle mutlu ve keyifli anlar kavgalı oldukları anlardan daha az yaşanıyorsa,
  • Evlilik kendi içinde bir keyif olmaktan çıkıp, devam ettirilmesi gereken bir zorunluluk haline dönüştüyse,
  • Kavgaları hep aynı konular (örneğin kıskançlık, cinsellik, çocuklar gibi konular) etrafında dönmesine rağmen, kavgalardan çözüm üretilemiyorsa,
  • Eşler birbiriyle hiç kesişmeyen, paralel hayatlar yaşamaya başladılarsa ve bir araya geldikleri anlarda da ortak hiçbir keyfi paylaşamıyorlarsa,
  • Cinsel yaşam da dâhil olmak üzere evliliğin kadın ve erkeğe dair hiçbir alanında paylaşımlarının kalmadığını hissettiklerinde,
  • Evliliğin daha iyi olacağına dair tüm inançlarını kaybettilerse,
  • Boşanmak ya da ayrı yaşamaktan başka çözüm yolunun olmadığına inanmaya başladılarsa,
  • Evliliklerinden alamadıkları keyfi ve mutluluğu işlerinde, başka kadınlarda/erkeklerde, çocuklarında aramaya başladılarsa,
  • Anlaşılmadıkları, değer verilmedikleri, önemsenmedikleri, istenmedikleri gibi olumsuz düşünce ve duyguların ötesinde evlilikleri ve eşleri olumlu hiçbir şey çağrıştırmadığında,
  • Evliliklerinden kaynaklı olduğunu düşündükleri duygu ve düşünceler nedeniyle güncel yaşamları, üstlenmeleri gereken diğer roller ve sorumluluklar (örneğin iş yaşantıları, anne-babalık rolleri, arkadaşlık ilişkileri ve sosyal yaşantıları) sekteye uğradığında,

İçsel ruhsal dünyalarına depresyon, kaygı, panik, öfke, ümitsizlik, çaresizlik ve mutsuzluk gibi olumsuz duygular hâkim olmaya başladığında evlilikleri için bir uzmana başvurmalıdırlar.

EVLİLİK DANIŞMANLIĞI NASIL UYGULANIR?

Yapılan araştırmaların bir kısmında, bireysel problemler için bir danışmana başvuran kişilerin neredeyse %60ının yardım alma nedenlerini “evlilik veya ilişki problemleri” olarak tanımladıkları tespit edilmektedir. Buna rağmen evlilik danışmanlığı ve buna bağlı yaklaşımlar psikoloji literatürü içinde diğer terapilere göre daha yeni ve gelişmekte olan bir konumdadır.

Evlilik danışmanlığı için uygulamada pek çok kuram, okul, model veya yaklaşım bulunmaktadır. Psikanalitik ya da psikodinamik evlilik terapisi, nesne-ilişkileri evlilik terapisi, sistemik evlilik terapisi, bilişsel-davranışçı evlilik terapileri, duygu-odaklı evlilik terapisi okulları ya da yaklaşımları evlilik terapistleri tarafından uygulamada tercih edilen evlilik terapisi kuramlarından/modellerinden sadece bir kaçıdır.

Evlilikteki problem alanlarına, sorunların derinliğine, çiftlerin terapiden beklentilerine, terapistin uygulamada tercih ettiği yöntemlere ve hangi yaklaşımı benimsediğine bağlı olarak evlilik danışmanlığı uygulamalarında:

  • Gelen çiftlere nasıl yaklaşılacağı,
  • Hangi problemlere öncelik ya da ağırlık verileceği,
  • Ne kadar süreceği,
  • Danışman ile çift arasındaki ilişkinin ne şekilde kurgulanacağı,
  • Seansların her iki eşle birlikte mi yoksa ayrı ayrı seanslar şeklinde mi sürdürüleceği gibi konular değişiklik gösterebilmektedir.

Genellikle birçok evlilik danışmanı temelde yakın durduğu bir kurama bağlı kalmakla birlikte, uygulamada çeşitli modelleri birleştirdiği entegretif ya da eklektik bir yaklaşımı tercih etmektedirler.

Genel olarak temel ve gözlenebilir farklılıklar şöyle özetlenebilir:

Çiftlerin her ikisinin birlikte alındığı seanslarla, çiftlerin ayrı ayrı alındığı seanslarla ya da süreç içerisinde hem çift hem de bireysel seansların yapıldığı şekilde uygulanabilir.

Sadece evlilikteki semptomların giderildiği kısa süreli bir terapi (8-12 seans) ya da daha derinlemesine bir çalışmayla bireysel veya kuşaklararası ilişkilerin değişiminin de hedeflendiği sonlanışın başlangıçta öngörülemediği uzun süreli bir terapi olabilir.

Seans içerisinde çeşitli yaşantısal psikoterapi tekniklerinin kullanıldığı, ödevlerin verildiği, psiko-eğitimsel süreçlerin takip edildiği, tamamen konuşmaya dayalı ya da rüyaların gündeme geldiği ve paylaşıldığı seans süreçleri tercih edilebilir.

Çoğunlukla da bu yaklaşımların pek çoğu danışmanlık sürecinde çeşitli şekillerde gündeme gelebilirler.

EVLİLİK DANIŞMANI/TERAPİSTİ SUÇLU ARAMAZ!

Bazı durumlarda eşler suçlanacakları, yargılanacakları, anlaşılmayacakları ya da eşlerinin tarafı tutulacak kaygılarıyla evlilik terapisine başlamayı reddederler. Hâlbuki ilişkiler en az iki kişiden oluşur. İlişkideki iki kişiden birinin problemleri ilişkiyi belli süreliğine olumsuz etkileyebilse de aslında ilişkinin bozulması için bir kişinin olumsuzlukları tek başına yeterli değildir. Yani bir ilişki kötü gidiyorsa bu duruma iki kişinin de katkısı vardır. Evlilik ilişkisi sadece bir kişinin katkısıyla düzelmeyeceği gibi bir kişi ile de bozulmaz. Kişilerin bazen problemin oluşumuna, bazen de problemin sürekli hale gelmesine katkısı olur.

Her şekilde sorunlu giden evlilik ilişkisinde sadece bir kişi değil, iki kişi de mutsuzdur. Dolayısıyla evlilik terapisinde hedef haklıyı-haksızı, suçluyu-suçsuzu, zalimi-mazlumu belirlemek değildir. Evlilik terapisinde terapistin görevi, çiftlerin “İlişkimizde ne oluyor da, her ikimiz de mutsuz oluyoruz?” sorusuna yanıt bulmalarına ve bu sorunların çözümü için ortak hareket edebilmelerine yardımcı olmaktır. En nihayetinde evlilik terapisinde amaç eşlerden her ikisinin de mutlu olacağı, keyif alacağı, tatmin olacağı yeni bir ilişki şekli kurgulayabilmektir.

EVLİLİK DANIŞMANLIĞI, TEK EŞİN KATILIMIYLA DA YÜRÜTÜLÜR!

Evlilik terapisinde eşlerden ikisinin birden terapiye katılımı, terapi sürecini hızlandıran, olumlu sonuçların miktarını arttıran bir durumdur. Buna rağmen evlilik terapisine eşlerden ikisinin birden katılımı bir zorunluluk değildir. Evlilik terapisi, eşlerden sadece birinin eşlik etmesiyle de uygulanabilir.

Bazen eşlerden biri evlilikteki sorunları ifade eder, diğeri evlilikte sorun olmadığını savunur. Bu durumda sorun olduğunu düşünen eş, evlilik terapisine başvurmak için eşini ikna etmeye çalışır; çoğunlukla da başarısız olur! Hatta sorunu kabul etmeyen eşi tarafından “Sorun bende değil, sende. Git sen iyileş!” benzeri suçlamalara maruz kalabilir. Bu durumda ise sorunlarını ifade eden eş için bir çifte-açmaz durumu ortaya çıkar: Evliliğindeki problemler için bir terapiste gitse, eşine karşı sorunun kendisinde olduğunu kabul edecektir. Gitmese ise mutsuzluğu devam edecektir. Aynı zamanda, “Bu evliliği kurtarmak için hep ben mi uğraşacağım?”gibi kızgınlık yaşatan bir önyargı da kendi içinde evlilik problemleri için bir terapiste başvurma kararını geciktirir.

Bazı evlilik problemleri yaşanan gelişimsel dönemle ya da yaşamın kattığı streslerin etkisiyle artış gösterebilir. Bu tip sorunlarda zamanla sıkıntıların azalmasına rastlanır. Ancak bunun dışındaki problemlerde, özellikle de gereğinden fazla uzadıysa, zaman ilişkilerde düzelmeye değil tam tersine daha farklı, çözümü zor başka problemlerin eklenmesine ve eşlerin birbirlerinden tamamen uzaklaşmasına yol da açabilir. Bu durumdan da sadece evlilik değil, kişiler ve ailedeki diğer üyeler de çok olumsuz etkilenir.

Bu noktada evliliğindeki sorunlar nedeniyle mutsuz olan kişinin ÖNCE KENDİNİ VE KENDİ İHTİYAÇLARINI DÜŞÜNEREK bir evlilik terapistine başvurmasında fayda vardır.

TEK KİŞİNİN KATILIMI EVLİLİK SORUNLARININ ÇÖZÜMÜNE NASIL KATKIDA BULUNUR?

Danışmanlık için başvuran eş, sorunlarının çözümsüz olmadığına dair iç görü geliştirir.

Evlilikte sorunlar yaşanırken, sorunları tanımlayabilmek de, ifade edebilmek de, bu belirsizlik içinde çözümünü bulabilmek de çok zordur. Danışma sürecine başlayan eş için sorunun adı konulabilir, net bir şekilde tanımlanabilir ve ifade edilebilir hale gelir. Böylece sorunların çözümleri de daha görünür hale gelir.

İlişki içindeki kendimizi görmek, ilişkideki ötekini görmekten daha zordur. Çoğunlukla terapiye başlayan eş, sorunların oluşumunda ve sürekliliğinde kendi payını görebilir hale gelir. Kişinin kendi payını görebilmesi, “Senin hatan!” etrafında dönen çözümsüz tartışmalar yerine iki kişinin de ilişkinin çıkmazlarındaki kendi paylarına daha rahat bakabilir olmasına yardımcı olur. En azından, terapiye başlayan eş kendi üzerine düşen değişimi yapabildiğinde diğerinin de kendi payına bakmasını ve değiştirmesini zorunlu hale getirir.

İLİŞKİ TERAPİSİ

Günümüzde değişen yaşam koşulları ve toplumsal yapı sonucunda karşı cinsler arasında birçok farklı biçimde ilişkiler yaşanmaktadır.

Bu ilişkiler çok düşük düzeyde duygusal ton taşıyan arkadaşlık boyutundan başlayıp aynı evde birlikte yaşama hatta çocuk sahibi olma boyutuna kadar taşınmaktadır. Her türlü insan birlikteliğinde sorunlar yaşanabildiği gibi ilişkilerde de zaman zaman şiddete kadar dönüşebilen sorunlar yaşanabilmektedir. Bu ilişkilere bakıldığında iki tarafında bekâr olduğu bir durum, bir tarafın evli olduğu durumlar ve hatta iki tarafında evli olduğu durumlar görülebilmektedir. Yaşama şekilleri ise farklı evlerde yaşamaktan birlikte aynı evi paylaşmaya kadar farklılıklar görülmektedir.

İlişki Terapisi; yukarıda belirtilen birliktelikten doğan ve insanların ruhsal dengesini bozan ve hatta ileri derecede ruhsal hastalıklara yol açabilen psikolojik sorunların çözümü için uygulanan bir terapi yöntemidir.
İlişki Terapisinde ilişki yaşayan kişiler birlikte ya da ayrı ayrı bir ilişki terapistinden randevu alıp sorunlarını tüm detayları ile görüşüp çözüm yollarını bulabilir. Bu seanslarda ilişkiden kaynaklanan sorunlar tüm detayları ele alınıp farklı kişilik testleri uygulanıp kişilikler arasındaki farklılıklar ortaya konularak gelecekte sağlıklı bir birliktelik olup olamayacağı gibi sonuçlar belirlenmektedir.

Aile İçi İletişim Nasıl Olmalıdır?

İletişim, tüm canlılar özellikle de insanlar arasında yüzyıllardan beri süre gelen temel bir olgudur. İnsanlar zaman içinde daha etkili iletişim araçları, yöntemleri becerileri geliştirmektedirler.

Bireyin gelişinde ve eğitiminde birçok görevi ve işlevi olan aile, iletişim bakımından da çok önemli bir kurumdur. Çünkü çocukların iyi bir gelişme gösterebilmeleri için anne-baba çocuklar arasında etkili bir iletişim kurulması gerekmektedir.

Etkili bir iletişim, aile üyelerinin karşılıklı olarak bir birlerini düşüncelerini ve duygularını anlamalarını sağlar, işbirliği, yardımlaşma ve paylaşma davranışlarına yol acar, çocukların gelişmesi için uygun bir ortam oluşmasına neden olur. İyi bir iletişimin gerçekleştiği aile ortamında çocuklar daha özerk ve bağımsız bir kişilik geliştirirler. Düşünme, düşünce ve duygularını açıklama özgürlüğü ve alışkanlığı kazanırlar. Buna karşılık etkili bir iletişimin oluşturulamadığı, iletişim engellerin yer aldığı bir ortamda çocukların gelişim engellenir. Çocuklar özgürce düşünemeyen, düşünce ve duygularını açıkça dile getiremeyen bağımlı bir birey olurlar. İleride çeşitli sorunlarla karşılaşırlar. Bu nedenle aile bireyleri arasında, özellikle anne-baba ile çocuklar arasında etkili bir iletişimin kurulması çok önemlidir.

İletişim, aile sisteminin işleyişinde ve işbirliği, karar verme gibi işlevler için gereklidir. Aileler ile yapılan çalışmalarda da iyi iletişimin bulunduğu ailelerde, aile ilişkilerinden sağlanan doyumu daha fazla olduğu ortaya çıkmıştır. İyi bir iletişim ailede kişilerin birbirlerine daha iyi tanımalarına, kaynakların kullanımda beraberin sağlanmasına, davranışlarda koordinasyona amaçların belirlenmesine, kişilerin kendilerine ve diğer kişilere saygı duymalarına olanak sağlamaktadır. İletişimin aile empati, uyuşum ve saygı aktarımda çok önemli bir yeri vardır. Aile içinde sevgi, mutluluk, neşe, kızgınlık, üzüntü, korku vb gibi duyguların aktarılması ancak üyeler arası etkileşim ile olur. Karşısında ki ile empati kurma, onu anlama veya onu anlayamama gibi aile işlevlerinin sağlıklı veya sağlıksız olmasında çok önemli yeri olan davranışların temelinde, iletişim vardır.

Ailede Eşler Arası İletişim:

Ailenin temeli karı-koca arasındaki ilişkidir. Sağlıklı bir ilişki, iki kişinin bilinçli olarak, düşünüp taşınıp, sorumluluk içinde aldığı karara dayanır. Sağlıklı ilişki içine giren bireyler, diğerini değerli ve onurlu görür, onu olduğu gibi kabul eder bu kişiler kendi sınırlarının farkındadırlar, sürekli etkileşim ve dayanışma olmaktan çekinmezler, olgun insanlardır.

Evliliğin yaşaması için, kendi gereksinimleri ile "Yuvanın" gereksinimleri arasında bir denge kur ararlar bu disiplin sayesinde eşler uzun vadeli mutlulukları, kısa vadeli geçici doyumlara yeğlerler kendi davranış, düşünce ve duygularından kendilerini sorumlu tutarlar. Doğru bildiklerini söylemekte ısrar ederler ve gerçekçi olmaya özen gösterirler manevi yaşama zenginleştirmeyi, kendi bencil sınırları içine kapanıp kalmamaya özen gösterirler.

İki olgun insan anne- baba olmaya karar verdiği zaman, davranışlarıyla olgun insan modelini çocuklarına gösteririler. Bu kişilerin kendilerine ve diğerlerine saygıları vardır. Çocuk yetiştirmeyi dünyanın en sorumlu görevi kabul ederler. Böyle anne-babanın kurduğu aile içinde yetişen çocukların gereksinimleri doğal olarak karşılanır. Çocuklar bu güven ve sevgi ortamı içinde kendi benliklerini bulabilmek için değişik deneyimlere girebilme cesareti gösterirler. Bu aileler de çocuklar, anne-babanın kendi gereksinimlerini gidermek aracı olarak kullanılmazlar.

Sağlıksız ailelerde ki mutsuz anne ve mutsuz baba ise kişisel becerileri ve girişimleri kendi gereksinimlerini karşılayamadıkları için, gereksinimlerini karşılamada çocuklarını araç olarak kullanırlar çocukların kendi gereksinimleri ve kişisel gelişimsel potansiyelleri böyle anne-babalar için önemli değildir. Bu tür ailelerde çocuklar gelişemezler ve kendi kişiliklerini bulamazlar.

Ailede Anne-Baba ve Çocuklar Arası İletişim:

Ailede Anne-Baba ve Çocuklar arası iletişim: Anne-Babanın ve aile içindeki diğer bireylerin çocukla olan iletişimi ve etkileşimi çocuğun aile içindeki yerini belirler.

Aile çocuğun ilk sosyal deneyimini edindiği yerdir. Çocuğa yöneltilen davranış ve ona karşı takınılan tavır,bu ilk yaşantıların örülmesinde büyük önem taşır.Sosyal uyum üzerindeki çalışmalar,ailenin çocuk üzerindeki ilk etkilerinin son derece önemli olduğunu kanıtlamıştır.Evlerinde yakın bir ilgiye,demokrasinin birleştiğini gören çocuklar,en etkin,özgür ve arkadaşlarıyla ilişkilerinde en başarılı çocuklar olmaktadırlar.

Buna karşı daha sert bir denetim altında tutulan yada eğitim yöntemleri değişken olan ailelerde büyüyen çocuklar ise karşı çıkma ve saldırganlık gibi yollarla kendilerini kabul ettirmek istemekte ve kendi iç dünyalarını açıklamakta zorluk çekmektedirler. Dengeli, duygusal ve toplumsal etkileşimin güçlü olduğu aile ortamında, yeterli güven, sevi ve sevecenlik içinde büyüyen çocuklar, gelişimleri için gerekli deneyimleri elde edebilirler. Hor gören cezalandıran ya da hem sevip hem de soğuk davranan anne ve babaların çocukları bağımlı bir kişilik yapısına sahip olmaktadırlar.

Çocuğun aile üyeleri ile olan ilişkileri, diğer bireylere, nesnelere ve tüm yaşama karşı aldığı tavırlar, benimsediği tutum ve davranışların temelini oluşturur.

Aile aynı zamanda çocuğa,aile ve toplumun bir üyesi olduğu bilincini aşılar ve uyum biçimlerinin temellerini atar.Anne-Baba-Çocuk ilişkisi,temelde anne ve babanın tutumuna bağlıdır.Çocuklar arasında uyum bozukluğuna yol açan birçok olaya, yeterli ve uygun olmayan ilk anne-baba-çocuk ilişkilerinin neden olduğu saptanmıştır.

Anne ve babanın kendi çocukluk yıllarındaki deneyimi şimdiki tutumlarında etkili olabilir.Çocukluk yılarında kendi anne babasıyla sağlıklı bir iletişim kuramayan,yeterli sevgi göremeyen bir baba ya da aşırı baskı altında büyümüş bir annenin tutumları bu kötü deneyimler nedeni ile olumsuz olabilir büyüme aşamalarında başarılı olan çocuklar,iyi aile ilişkileri içinde yetişmiş bireylerdir.Aile içinde gerçekleşen başarılı ilişkiler,mutlu,arkadaşça,bunalımdan uzak ve yapıcı bireylerin oluşumunu sağlar.

Anne ve babanın sevgi ve ilgisinden yoksun olarak büyüyen çocuklar,büyük bir sevgi açlığı gösterirler,bu açlıkta bir takım davranış ve uyum bozukluklarına neden olabilir.

Çocukluktan erişkinliğe geçiş dönemi olan ergenlik dönemin de gencin, sorunlarını kolaylıkla çözebilmesi ve zorluğa uğramadan aşabilmesi, geçmişteki olumlu aile ilişkilerine bağlıdır.Çocukluk döneminde sevgi ve güven duygusuyla yetiştirilen çocuk,mutlu bir ergen adayıdır.Daha o dönemde anne ve babasıyla başarılı bir iletişim kurabilen çocuk,zorlu ergenlik döneminde de aynı arkadaşça ilişkilerini sürdürerek,kişisel sorunlarını kolaylıkla çözebilir